Title:
Subject: Anadolu Rönasansı, Türk Romanında Karnaval - Alper AKÇAM | Resmi Web Sayfası - KAR ROMANI “DIŞARIDAN” MI GELDİ? *
Date: 12.12.24
<aside>
💡 Key Points:
- Main Ideas
- Key words
- Questions that connect points
- Important points
Write it after the class
</aside>
<aside>
✏️ Notes:
Main lecture notes
‘Senin gibi aydınlar ise ne istediklerini hiç bilmedikleri için beni hasta ediyorlar. Demokrasi diyorsunuz, sonra şeriatçılarla işbirliği yapıyorsunuz. İnsan hakları diyorsunuz, terörist katillerin pazarlıklarını yürütüyorsunuz... Avrupa diyorsunuz, Batı düşmanı İslamcılara yağ çekiyorsunuz... Feminizm dersiniz, kadınların başlarını örten erkekleri desteklersiniz. Kendi fikrinle, vicdanınla davranmıyorsun da, burada bir Avrupalı nasıl davranırdı onun gibi yapayım diyorsun!’”
- Snow in Nişantaşı people can romanticize but Snow in Kars people already poor so they suffer with it
- Ka, pg 10
- “Ka – kar – Kars”... Kafka’dan ödünç alınmış kahraman Ka ve kasvetli metin havasıyla Ka-kar-Kars dizilimi içinde söyleminin ana iskeletini oluşturan türbanlı kızlar ve imam hatipli öğrencilerin baskılara karşı mücadelesi ve bu mücadele ruhunun okur gözünde değer kazanması çabasında gerçekçi bir tutum izlenir.
- Using doubles?
- trying literature but ends in politics
- Saf edebiyat kavramı, without politics.
- This is his “only” political novel
- Literature is not about didactic message
- Newspapers publishing the poem of Ka but it does not exist but what if it come to an exist like a prophecy, self fulfilling prophecy. Ortada olmayan şeyin reklamını yapıyorlar. divine inspiration gibi
- çarşafı söküp almak- male dominance over a political issue that everyone becomes a woman
- kars’da çarşaf bulamıyorlarmış tiyatroda çarşaf bile kullanamayacak kadar
(laikliğin tavanı amk)
- 2002 yayım yılı
- siyasi islam ülkeyi ele geçirdi insanların kafasını karıştırdı
(ben demedim Orhan Pamuk ve hoca dedi)
- Political Islam
- askeri darbe ile zaman kazanılar secular time sonra düzen kurulur
( ben demedim hoca anlattı)
- maaşını aldığın eli öpüyorsun işte maaş veren laikse öyle maaş veren siyasi islam ise öyle
(ben demedim hoca dedi)
- İntihar- duyuru yapmak için olsa da insanlar dicek aa hamileydi ondan etti fln, o da regl iken intihar ediyor ki öyle demesinler kadın hakları fln filan. Teslime var işte intihar ediyor diyorlar bakire değidi zaten sonra otopside çıkıyor ki kız bakire
- Censorship of suicide letters
- banning scarfed women from education
- Dostoyevski in variety of novels but in Brother Karamazov, grand inquiziter* .
- Political murder
- “Batılı’nın merhamet duygularına sığınma gereği duyacak, eğitilip ehlileştirilmesi gereken, yöneticileri tarafından ezilen, kimi yabanlıkları, barbarlıkları da barındıran Doğulu imgesi” yaratma çabası, Kar’da iyice görünür duruma gelmiş, tekil yazar söyleminin yaslandırıldığı imam hatipli delikanlılar, türban mücadelesi veren kızlar böylesi bir öngörüyle “şey”leştirilerek, tüm nesnellikleriyle çizilmişlerdir.
- religious fundamentalism. Scarf disappeared from Kars
- Final theatrical performance becomes a military takeover
- he uses another frame to include political message. in a theater. life imitates art art imitates life
- dış güçler, pkk, kürtler, in scenes
- some laik characters says flag for the scarf
- artificiality
- Millet Tiyatrosu’nda 40’lı yıllardan kalma bir oyunun yeniden sahnelendiği tiyatro oyunu: “Vatan Yahut Çarşaf”.
- Z. Demirkol ve Sunay Zaim’in başını çektikleri askeri darbe,
- Şair Ka’nın Avrupa’daki hayali Alman gazeteci arkadaşına götüreceği Karslı muhalifler bildiri toplantısı, bir ateist kürt bir eski komunist bir de siyasal islamcı
- Türbancı kızların önderi Kadife’nin sevgilisi İslamcı militan Lacivert’in hayatı karşılığı başını açmaya zorlandığı ikinci tiyatro oyunu (Kyd’in İspanyol Trajedi’sinden uyarlanmış “Kars’ta Trajedi”). Sunay burada kendini vurdurtuyor silahla zaten gazetelere 1 gün öncesinden veriyor bu haberi, planlı intihar ama cinayet gibi gözüküyor vs
Romanda Orhan Pamuk’un önceki yapıtlarında başarıyla kullanılmış çoksesli biçemin önemli öğeleri olan gülmece ve parodi zaman zaman kendini gösterirse de romanın tümüne etkili olacak güçte değildir. Ka’nın 243. Sayfasındaki anlatıcı tarafından alıntılanmış iç konuşmasında görülen diyalojik yapı tekil söylem cılız bir epizod olarak sırıtmaktadır: “Ka İpek’in babasıyla konuşurken kendisine de bir şeyler söylediğini, aslında odadaki herkes gibi hep çift anlamlı konuştuğunu, bakışlarını kimi zaman kaçırıp kimi zaman yoğunlaştırmasının da bu iki anlamı vurgulamaya yönelik olduğunu hissetti. Kars’ta –Necip dışında- karşılaştığı herkesin içgüdüsel bir ahenkle çift anlamlı konuştuğunu (bu saptama genelde Karslılar için doğru olabilir ama roman için ne yazık ki geçerli değil –bizim notumuz-) çok daha sonra fark edecek, bunun yoksullukla mı, korkularla mı, yalnızlıkla mı, hayatın yalınlığıyla mı ilgili olduğunu soracaktı kendine. ‘Babacığım gitmeyin,’ derken İpek’in kendisini kışkırttığını (Turgut Bey gidince Ka İpek’le sevişebilecektir – bizim notumuz-), Kadife’nin ise bildiriden ve babasına bağlılıktan söz ederken aslında Lacivert’e bağlılığını dile getirdiğini görüyordu Ka” (s. 243).
- Siyasal İslamcı militan Lacivert’in “Yahudiler bu yüzyılın en büyük mazlumlarıdır” (Kar, s. 228) sözüyle, romanda “İslamcı” imge oluşturulurken yazarın bireysel öznelci tutumu (Bazıları bunu ABD’li dostlarına ve Batılı okura hoş görünme çabası olarak da yorumlayabilir!) iyice açığa çıkmaktadır.
- Türkiye’de Kars gerçeğini bilenlerin sayısından kat kat fazladır. Süreç içinde metnin yazdığının yaşanan olmayacağını kim savlayabilir ki? Edward Said’in “Doğu’nun Batı’dan yazılmış metinler durumuna geldiği” saptaması, bu bağlamda, Kar romanı için müthiş bir anlam taşımaktadır.
"Siyasi İslamcılık üzerine yazmak istiyordum. Bu işi bir romancı olarak yaptım. İslamcılar elbette ki düşmandırlar, tehlikeli kişilerdir. Ama ben bir yazarım, bunu insani açıdan ele almak, onları yaşadıkları biçimiyle anlatmak istiyordum”
Said'in temel iddialarından biri, Batı'nın Doğu'yu kendi kültürel, politik ve ideolojik üstünlüğünü meşrulaştırmak için inşa ettiği "öteki" bir imge üzerinden anlamlandırmasıdır. Bu bağlamda, Batı'nın Doğu'yu temsilleri genellikle gerçeği değil, kendi algılarını ve önyargılarını yansıtır.
Metnin Gerçeklikle İlişkisi
Kar romanındaki Kars anlatısının gerçekliği yansıtıp yansıtmadığı sorgulanmaktadır. Said'in Orientalism'deki görüşü, Batı'nın Doğu hakkındaki yazılı metinlerinin, çoğu zaman birebir gerçekliği yansıtmak yerine, Batı'nın kendi ihtiyaç ve algıları doğrultusunda bir "Doğu" inşa ettiğini ifade eder. Bu bağlamda, metnin "yaşananı yansıtmayacağı" fikri, Said'in bu argümanıyla paraleldir.
Batılı Bir Bakış Açısının Egemenliği
Kars'ın gerçeklerini bilmeyen okuyucuların Kar romanını referans alarak bu şehri ve dolayısıyla Türkiye'yi anlamaya çalıştığını ima etmektedir. Bu durum, Said'in "Doğu'nun Batı'dan yazılmış metinler durumuna geldiği" saptamasını doğrular niteliktedir. Metin, gerçek Kars deneyimini değil, yazarın kurgusal bir bakış açısını sunar. Bu tür temsiller, Doğu'yu bir "öteki" olarak yeniden üretir.
Doğu'nun Metin Üzerinden İnşası
Paragraftaki bir diğer vurgu, bir romanın (edebi bir metnin), Kars gerçeğini bilenlerden çok daha fazla kişi tarafından okunmasıdır. Bu durum, Said’in "metinlerin gerçekliğin yerini aldığı" görüşünü destekler. Kar romanı, bireylerin Kars hakkında bir algı oluşturmasına katkıda bulunurken, gerçekte yaşanan deneyimler arka plana itilmekte ve metin, "Kars gerçeği"ni temsil eden bir sembol haline gelmektedir.
İktidar ve Temsil Sorunu
Said'e göre, Doğu hakkındaki Batılı metinler, Doğu üzerinde bir tür sembolik iktidar kurar. Kar romanı bağlamında, bir yazarın kişisel veya kurmaca bakış açısının, bir şehrin ya da kültürün gerçekliğinden daha fazla yankı uyandırması, bu sembolik iktidar ilişkisini çağrıştırır. Roman, Kars'ı dünya kamuoyunda tanıtırken, aynı zamanda bu temsili sınırlı ve tekil bir bakış açısına indirger.
Sonuç
Paragrafta ifade edilen endişe, Edward Said'in Orientalism kavramı üzerinden değerlendirildiğinde oldukça anlamlı bir boyut kazanır. Kar romanı, bir kentin ya da toplumun gerçekliğini değil, yazarın belirli bir perspektiften sunduğu temsili aktarır. Bu temsil, Said'in eleştirdiği gibi, Doğu'yu "Batı'dan yazılmış bir metin" haline getirir ve gerçeğin yerini alma potansiyeli taşır. Bu bağlamda, paragraf, bir edebi eserin Orientalist bir bakış açısıyla inşa edilen temsillerin gücünü nasıl taşıyabileceğine dair önemli bir tartışma sunar.
Write it during the class
</aside>
<aside>
📎 Summary:
A brief summary and conclusion about the notes/lecture
Kars ve Nişantaşı: Karın Alegorisi
- Nişantaşı'ndaki kar romantize edilirken, Kars'taki kar yoksulluğun ve acının bir metaforu hâline gelir. Kar, bir yandan örtücü ve saf bir unsurdur; geçmişi, hatıraları, ve kederleri örter. Ancak Kars'ta kar, günlük yaşamı daha da zorlaştıran bir yük olarak deneyimlenir.
- Saf Edebiyat vs. Politika: Nişantaşı'ndaki "saf edebiyat" algısı, politikadan arındırılmış bir sanat anlayışını simgelerken, Kars'ta edebiyat politikadan kaçamaz. Bu da Orhan Pamuk’un saf edebiyatın mümkün olup olmadığını sorguladığı bir alan yaratır.
Dublörler ve İkilikler
- Romanda sürekli bir dublör ve ikilik kullanımı vardır:
- Ka ve Kars: İkisi de boşluk ve yansıtıcı bir yüzeydir. Ka, herkesin kendi hikâyesini yansıttığı bir karakterken, Kars da tarih boyunca farklı ideolojiler ve kültürler arasında bir çekişme alanı olmuştur. Kar da Ka’nın masumiyetine de gönderme gibi de kullanılır…
- İslam ve Laiklik: Roman boyunca birbirine zıt iki ideolojinin çatışması, Ka’nın bireysel deneyimlerinde ve şehirdeki çatışmalarda kendini gösterir.
- Sanat ve Siyaset: Ka’nın şiirleri sanatsal bir ilham kaynağı olarak başlasa da, siyasal olaylarla ilişkilendirilir. Ka’nın şiirlerinin gazetelerde yer alması ama henüz yazılmamış olması, sanatta öngörü ve gerçeklik arasındaki sınırları belirsizleştirir.
Sanat, Politika ve Performans
- Tiyatronun Darbeye Dönüşmesi: Roman, tiyatro sahnesinde başlatılan bir darbenin gerçeğe dönüşmesini anlatır. Hayatın sanatı, sanatın hayatı taklit etmesiyle sınırların silikleştiği bir an yaşanır. Brecht’in yabancılaştırma tekniği burada önemlidir: Seyirciyi gerçeklikle yüzleşmeye zorlar.
- Başörtüsü ve Çarşaf: Başörtüsü meselesi, bireysel bir tercih meselesi olmaktan çıkarak, erkeklerin domine ettiği bir politik tartışmaya dönüşür. Tiyatro sahnesinde bile başörtüsü veya çarşaf bulamama, laikliğin bir eleştirisi olarak görülebilir.
Dini Fundamentalizm ve Siyasal İslam
- Başörtüsü Yasağı ve Eğitim: Başörtüsü takan kadınların eğitim hakkından mahrum bırakılması, laiklik adına yapılan baskıcı politikaları eleştirir. Roman, laikliğin dayatmacı bir formunun da dini baskı kadar sorunlu olduğunu ima eder.
- Siyasi İslam’ın Yükselişi: Roman, siyasal İslam’ın nasıl kafa karışıklığı yarattığını ve toplumun farklı kesimlerini nasıl etkilediğini sorgular. Laiklik ve siyasi İslam’ın sürekli birbirini yerinden etme çabası, Türkiye’nin tarihsel gerçekliğini yansıtır.
- Maaş Veren El: Laik ya da siyasi İslam’a ait bir sistemde, "maaş veren el" kimse, ona boyun eğilmesi gerektiği mesajı, güç ilişkilerini ve bağımlılıkları inceler.
Kadınlar, İntihar ve Performatif Eylemler
- Kadın İntiharlarının Politikliği: Kadın intiharları, bir duyuru ya da mesaj niteliği taşır. Ancak bu eylemler, patriyarkanın baskın olduğu bir toplumda bile manipüle edilir. Regl döneminde intihar eden kadın, hamilelik gibi söylentilere meydan vermemek için bedenini bir araç olarak kullanır.
- Kadın Bedeninin Siyasallaşması: Çarşaf ve başörtüsü gibi unsurlar üzerinden kadın bedeni, hem laik hem de dini ideolojilerin bir savaş alanı hâline gelir. Kadının kendi bedeni üzerindeki kontrolü, bu ideolojilerin elinden alınır.
Post-Modern ve Politik Roman
- Orhan Pamuk’un Tek Politik Romanı: Roman, yazarın didaktik mesajlardan kaçındığı, ama yine de politik temaları içeren bir eser olarak dikkat çeker. Bu nedenle "saf edebiyat" kavramıyla ironik bir ilişki kurar.
- Dostoyevski ve Büyük Engizisyoncu: Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşlerindeki Büyük Engizisyoncu figürü, romandaki ideolojik sorgulamalar için bir şablon oluşturur. Ka, sürekli farklı ideolojilerin çarpıştığı bir arenada var olur.
- Kendini Gerçekleştiren Kehanet: Gazetelerin Ka’nın yazmadığı bir şiiri yayınlaması ve bunun sonucunda Ka’nın gerçekten o şiiri yazması, sanatta ilham ve gerçeklik arasındaki ince çizgiyi sorgular.
</aside>